Cuma günü Diyarbakır’da Koşuyolu parkı karşısında bulunan sosyal yardımlaşma binasının 2. katındaki mikro kredi Diyarbakır ofisini ziyaret ettim. Sonrasında Mikro Kredi Diyarbakır çalışanı Sevda Sayan ile birlikte Bağlar bölgesindeki üç merkezde mikro kredi “tahsilat” toplantılarına katılıp bu toplantıları tecrübe etme fırsatına sahip oldum.

Diyarbakır, Türkiye’de mikro kredi uygulamalarının başladığı ilk şehir. 2003’te başlanan mikro kredi uygulamaları bugün 9000 mikro kredi üyesi ile devam etmekte şehirde. Mikro kredi grup ve merkezleri üç bölgeye ayrılmış durumda: Bağlar, Sur ve Kayapınar bölgeleri.

Mikro krediye ilk kez müracaat eden kişi eğer kuaför, tuhafiye vb. bir dükkânı olan bir girişimci değil ise yıllık olarak 500 TL, bir girişimci ise 700 TL’lik kredi alabiliyor ilk seferinde. Kredi alan kişi tekrar kredi çekmek isterse 6 ay beklemesi gerekmekte. Bu kredi miktarı ilk yıldan sonra düzenli olarak artırılıyor, kredi alanın isteği ve ödemelerinin düzenli olması durumunda.

Bunun yanı sıra mikro kredi alan üye, mikro krediyi aldığı andan itibaren tasarruf için kendi kumbarasına para koymak ile yükümlü. Bu miktar haftalık olarak en az 1 TL ancak üye bu tasarrufun miktarını istediği ölçüde artırabilmekte. Tasarruf edilmesini sağlayan kumbara ile ilgili olarak üyeler ilk bir yıl kumbara hesaplarında bulunan paralarını çekememekteler. 1 yıl sonra ise istemeleri durumunda her üç ayda bir tasarruf hesaplarındaki parayı kullanabiliyorlar.

Grup üyelerinden birinin evinde yapılan haftalık toplantılarda, alınan mikro kredilerin tahsilâtı sağlanıyor. Yıllık alınan bu kredilerin ödemesi 46 haftalık periodlar ile yapılıyor. Yıllık 500 TL kredi almış biri, haftalık ödemelerde bu krediye hizmet bedeli (%15) ve kumbaraya gidecek tasarruf bedeli de eklenerek ödemesini yapıyor.

[500+(500*15/100)]/46=12,5

12,5 + 1 = 13,5 TL

Kredilerin haftalık ödemesinin yapılmaması durumunda uygulanan hizmet bedelinde bir artış yapılması söz konusu.

Kredi alan kişinin haftalık yapılan bu toplantılara düzenli katılması gerekmekte ancak kişisel sebeplerle özel uygulamalar yapılabiliyor. Mesela doğum yapan kişinin 2 ay boyunca toplantılara katılmaması gibi.

Haftalık gerçekleşen bu grup toplantıları esasında bir buluşma mekânı olması açısından da önem taşımakta. Birbirlerini tanıyan grup üyeleri paylaşımda bulunmakta, birbirlerine ürünlerini pazarlamaktalar, birisinin buluşmaya katılamaması durumunda o üyenin borcunu kendi aralarında toplayarak ödemekte, bir nevi topluluk bilinci oluşturmaktalar.

Her nisan ayında grubun içinden seçilen iki üye merkez şefi ve yardımcısı görevini üstlenir. Bu üyeler gruptaki düzeni sağlar, oturma yapısını düzenler, kişilerin varsa sorunlarına çözüm bulur ve tahsilâtın düzenli işlemesini sağlar vs. Merkez şefinin her hafta düzenli olarak tekrarlayan görevi ise toplantıların bittiğini gösteren mikro kredi sloganıdır: “Disiplin, cesaret ve çok çalışma ile başarıyı ailemize getireceğiz” sloganı tüm grup üyeleri tarafından toplantı sonunda ayakta tekrarlanır.

Tam sebebini anlayamasam da mikro kredi uygulamalarında Grameen Trust Bangladeş’te ki bazı uygulamaları korumak istemekte. Toplantılarda yerde oturulması bunlardan biri. Her ne kadar tanıştığım mikro kredi alan kişilerin çoğu bunu rahat bir oturma çeşidi olarak görmese de bu mikro kredi görevlileri tarafından uygulanmaya çalışılmakta.

Bu haftalık grup toplantılarında 3 farklı merkezi ziyaret ettikten sonra, cumartesi günü de mikro kredi pazarına düşürdüm yolumu. Mikro kredi pazarı Diyarbakır’ın merkezinde, pazar günü haricinde her gün açık. Mikro kredi alan kadınların ürettikleri ürünlerin satıldığı bu pazarın sorumlusu Birsen Gökçek. Kendisi de son 6 senedir bir girişimci olarak kendi ayakları üstünde durmaya başlamış. Bunun kendi kişiliğinde yarattığı olumlu etkilerden çok memnun, kendisine güveninin tam olduğunu ve kendisi ile gurur duyduğunu söylemekte. Belki de mikro kredinin mikro kredi alan kadınlara en büyük etkisi bu psikolojik etki. Kendilerine güvenlerini ve saygılarını bunun sonucunda toplum içinde hak ettikleri yeri kazanmaları. Ancak mikro kredi ile üretilen ürünler için pazar sorunu devam etmekte. Her ne kadar Türkiye içi ve dışı değişik şehirlerden talep gelmeye başlamış olsa da bunun yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Doğru pazara ulaşılamaması üretim yapan kadınların içlerindeki motivasyonu, enerjiyi ve umudu tüketmekte, aile içi tartışmalara sebebiyet vermekte. Sosyal Bütünlük projesi bu soruna da bir çözüm arayışı olarak planlama sürecinde olan bir çalışma. Bir göz atın derim.

Ben kendi adıma el emeği göz nuru birkaç ürünü severek aldım. Bunun yanında birkaç ürünün fotoğrafını ve fiyat bilgisini de alarak sizlerle paylaşmak istedim. Bunları aşağıda görebilirsiniz.

Bu konuda sizden istediğim bu ürünleri talep etmeniz durumunda beni bilgilendirmeniz. Belki de sosyal bütünlük projesi başlayana kadar bu ürünlere bir e-ticaret sitesinden ulaşıyor olabilirsiniz. Neden olmasın?


Tunik: 20 TL, Yelek ve Ceket: 15 TL

Patikler: 5 TL

Şallar: 25 TL

İğne oyası örtü: 110 TL

Mikro Kredi hakkında daha fazla bilgi için: Mikro Kredi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkese mutlu bayramlar öncelikle!

Hazır gün bayram iken ben de ne zamandır nasıl daha verimli hale getirilebilir diye düşündüğüm bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Amaç sizlerin de fikirlerini alıp, çözüm önerileri yaratabilmek.

Konuya gelirsek, zekata değinmek istiyorum bugün.

Aslında her şey geçen bayramda dedeme sosyal girişimciliğin ne olduğunu anlatmaya çalışırken başladı. Örnek olarak da Muhammed Yunus’un Bangladeş’te başlattığı mikro kredi uygulamasını vermiştim.  Dedemden gelen yorum çok ilginçti ve benim uzun zamandır konu üzerine düşünmemi sağladı. Dedemin sosyal girişimcilik hakkındaki ilk yorumu ana hatlarıyla şöyleydi:

“Ama bu yeni bir kavram değil ki. Tarihte hep olmuş bizimde karınca kararınca katkıda bulunmaya çalıştığımız bir şey. Hatta ben zekatı nasıl daha etkili bir şekilde verebilirim diye düşünüyorum. Keşke benim zekat verdiğim kişi bir sene sonra zekat verebilecek duruma gelse. Bu bir sene boyunca da ben kendisi ile istediği zaman tecrübelerimi paylaşabilsem.”

Dedemin hedeflediği yardım etmeye çalıştığı insanlara balık vermektense, balık tutmayı öğretmekti. Ve bunu da neredeyse bir iş meleği mantığı ile yapabilmek!

İşte o günden beri kafamı kurcalayan soru, zekat vererek topluma katkı sağlamak isteyen insanlara nasıl yol gösterilebilir ? Bu katkının topluma ekonomik, sosyal ve çevresel geri dönüşü nasıl sağlanabilir?

İnternet de zekat hakkında biraz gezindiğiniz de çok fazla tartışmalar bulunuyor vergi-zekat çerçevesinde. Ben bu tartışmalara girmeden Türkiye’de 2004’de başlayan bir uygulamadan bahsetmek istiyorum.

Ntvmsnbc’de 14 Ocak’ta yayınlanan habere göre 2004 yılında fakirlere yardım amacıyla gıda, temizlik malzemesi, giyecek ve yakacak maddesi bağışlayan şahıs ve şirketlerin daha az vergi ödemesinin yolu açıldı. Kuruluş sözleşmesinde gıda bankacılığı yazan vakıf ve derneklere bağış cazip hale getirildi. Bağışın tamamının gelir ve kurumlar vergisi matrahından indirilebildiği gıda bankacılığı yapan kuruluşların “Kamu yararına çalışan kuruluş (KYÇK)”olması da gerekiyor. Böylece vergi yerine zekat vermek isteyenler için son 4 yıldır adres gıda bankacılığı yapan kuruluşlar oluyor. İSMMMO’nun araştırmasına göre gayri resmi yardımların da eklenmesiyle Türkiye’de son 5 yılda 8 milyar TL’lik yardım ekonomisi oluştu. 2004’te gıda bankacılığına yüzde 100 vergi teşviki getirilmesinin ardından Türkiye’de 20 gıda bankacılığı derneği kuruldu.

KYÇKların vergiden muaf olmaları konusunda  İSMMMO başkanı Yahya Arıkan’ın sözleri ilginç:

“Teşvik STK’ların geneli için sağlanmalı ve belirleyici mekanizma siyasi tercihlere bırakılmamalı. Statünün verildiği kuruluşlarla ilgili siyasi tercihlerin etkili olması endişesi yanı sıra insan hakları başta olmak üzere bazı alanlarda faaliyet gösteren örgütlere bu statünün verilmediği ve KYÇK sayısının gereken seviyenin çok gerisinde kaldığı açık.”

Ancak bu post ta tartışmak istediğim nokta KYÇK’ların vergiden muaf olmaları konusunda değil. Bu tamamen farklı bir tartışma konusu.

Benim üzerine düşünmek sizin de tartışmaya katılmanızı istediğim konu, Türkiye’de yardım alanında önemli etkisi bulunan zekatların profesyonel anlamda yönetilip, katkı alanının genişletilebilmesi için gıda bankalarının yeterli olup olmadığı ve bu konuda neler yapılabilir sorusu.

İlginç olarak gıda bankaları hakkında daha önce Türkiye’de neler olup bittiğine bakmıştım. Çünkü İspanya’da gayet iyi işleyen bir sistem. Türkiye’den farklı olarak esas yardım sağlayıcılar şirketler. Diğer bir fark ise ülke çapında plan ve denetim yapan gıda bankası federasyonunun bulunması. Bu gıda bankalarının daha kontrollü ve etkili çalışmalarını sağlamakta. Aynı zaman da gıda bankaları Avrupa federasyonu ile de birbirlerine bağlanmış durumdalar. Böylelikle tecrübelerin paylaşılması, gıda bankalarının birbirlerinden öğrenmesi ve etki alanlarının genişletilmesi sağlanmakta.

Türkiye’de ki duruma baktığımızda zekat gibi bireylerden gelen önemli bir finansal yardım gıda bankalarına aktarılmakta. Kurulan 20 derneğin -2007 yılı beyannamelerine göre- aldıkları yardım ve bağış miktarı yıllık en az 897 bin TL oldu. Yılda ortalama 897 bin TL yardımı paylaştıran 20 derneğin her yıl bu miktardaki yardımı yönettiği dikkate alındığında 2003’ten sonra 4 milyon 485 bin TL’lik ‘gıda bankacılığı’ sektörü oluştuğu ortaya çıktı.

Gıda bankaları daha etkili bir yöntem ile çalışırsa sağladıkları bu yardımı hali hazırda bulunan şirketlerden sağlamaları mümkün. Böylelikle zekat yardımları katkı değeri yüksek projelerde kullanılabilir.

Bunun yanı sıra Türkiye’de gıda bankalarının plan ve denetimini sağlayan bir kurum/federasyon bulunmamakta. Avrupa Federasyonu’na üye olan hiç bir gıda bankası da yok.

Özetlemem gerekirse;

  • 2004’deki KYÇK hakkında yapılan son uygulamadan sonra gördüğümüz gibi zekat yardım ekonomisinde önemli bir yer tutuyor.
  • Planlı ve denetlenebilir bir yönetim sonucu bu miktar topluma sosyal, ekonomik ve çevresel anlamda büyük katkılar sağlayabilir.
  • Ancak gıda bankaları planlı yönetim ve geniş etki alanı için yeterli değiller.

Peki bu alanda neler yapılabilir? Benim ilk aklıma gelenler:

  • Bu miktar hali hazırda işleyen mikro kredi projelerine aktarılabilir.
  • Bağımsız olarak, bu tür projeleri etkili bir şekilde yönetecek bir kurum altında kurulan komisyonlar, topluma katkı değeri daha yüksek bir şekilde yardım etmek isteyen insanlara yol gösterebilirler. Toplumdaki önemli ihtiyaç alanları belirlenip, bu konuda projeler hazırlanıp, yardım edilen miktarın topluma geri dönüşü arttırılabilir.

Sizin de bu konu ile ilgili çözüm önerileriniz varsa dinlemekten çok mutlu olurum.

Mutlu bayramlar tekrar 🙂

%d blogcu bunu beğendi: