Türkiye’de sosyal girişimcilik alanında, farklı noktalarda birçok gelişmeler yaşanmakta. Bu gelişmeler farklı alanlara hizmet etmekte ve hepsi de Türkiye’de eksikliğini yaşadığımız ekosistemin oluşması için umut vermekteler. Özyeğin Üniversitesi sosyal girişimcilik dersi, Kadir Has Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezinin daha önce düzenlediği Freer Spreckley’nin katılımı ile gerçekleşen sosyal şirket hakkında olan sertifika programı, Kocaeli Üniversitesinde başlaması planlanan “Kurumsal ve Teorik Olarak Sosyal Girişimcilik” doktora programı, Young Guru Academy’deki sosyal girişimcilik dersleri, SOGLA, Bilgi Üniversitesi Sosyal Girişimcilik Ödülleri, INSEAD ve Sabancı Üniversitesinin düzenlemiş olduğu Uluslararası Sosyal Girişimcilik konferansı, sosyal değişim ve sosyal değişim ile ilgilenen kişilerin bir araya geldiği NetSquared aktiviteleri, sosyal girişimcilerin hem mekan hem de süreçte yaşadıkları diğer ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile kurulma sürecinde olan Hubİstanbul, Ashoka’nın 2011 yılında yeni stratejiler ve yeni bir ekip ile Türkiye’ye girecek olması…

Türkiye’de bulunduğum son bir yılda, tüm bu gelişmeleri yakından takip ettim. 2010’u bitirmeye hazırlanırken, bu son bir yılda zaman zaman tam ortasında bulunduğum, zaman zaman dışarıdan izlediğim bu sürecin kendime ait bir değerlendirmesini yapmak istedim.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sosyal girişimcilik etrafında çeşitli kavram karmaşaları yaşanmakta.

Öncelikle sosyal girişimler ile özel sektör, devlet, STK, sosyal şirket arasındaki belirsiz alanın getirdiği tanımlamalarda yaşanan zorluklar var. Bir yandan birçok dernek yöneticisi kendisini sosyal girişimci olarak tanımlarken, diğer taraftan sosyal sorumluluk projeleri bile bu şemsiye altında yer edinmeye çalışmakta.

İkinci bir tartışma sosyal girişimcilik ve sosyal kapitalizm arasındaki ince çizgide gerçekleşiyor. “Dünyanın geleceği piyasa bazlı düşünen sosyal girişimcilerin elindedir” tanımlamasında beni rahatsız eden bir şeyler var. Pazar ekonomisinin araçlarının olduğu gibi alınarak, sadece sosyal, ekonomik ve çevresel fayda yaratma vizyonu ile uygulanmasının sosyal girişimcilik olarak tanımlanmasında bana göre uyuşmayan noktalar var.

Bu yaklaşımın yeterince bütünsel bakamamamızın bir sonucu olduğu ve iki kavramı birleştirmeye çalışırsak günümüzde yaşadığımız sorunlara bir çözüm getiremeyeceğimiz kanısındayım. Yaşadığımız sistemde işlemeyen noktaları büyük bir cesaret ve vizyon ile eleştirebilmeli, ve öğrendiklerimizi aynı hataları tekrarlamamak için aksiyona dönüştürebilmeliyiz.

Bu anlamda dünyada olup bitenlere bakmak, dinlemek ve hissetmek çok önemli. Küçük güzeldir kavramı, lokal ekonomiler, armağan kültürü vb. bir çok detay (benim son zamanlarda üzerine sıkça kafa yorduklarımdan) bakmamız gereken noktalardan sadece bir kaçı. Büyük bir paradigma değişimi yaşadığımızın farkında olmalıyız. Belki de demek istediğimi en iyi Einstein açıklıyor: “The significant problems we have cannot be solved by the same type of thinking that created them (Sahip olduğumuz önemli sorunlar, onları yaratan aynı düşünce tarzları ile çözülemezler.)”

Tüm bu anlam karmaşaları ve tartışmalar sosyal girişimcilik kavramının tam olarak ne olduğunun ortaya konamamasından kaynaklanıyor. Türkiye’de konu ile ilgilenen ve öncülüğü yapan kişilere bu konuda büyük sorumluluklar düşmekte. Kavramın Türkiye’ye uygun olarak tanımlamasının yapılması çok önemli. Bu konularda bir think tank düzenlenmesi uzun vadede büyük faydalar getirecektir diye düşünüyorum.

Son olarak tüm bu tartışmaların, kafamızda yer alan soru işaretlerinin olumlu olduğunu ve bir şeylerin değişmeye başladığını haber ettiğini düşünmekteyim. Özellikle Ashoka’nın Türkiye’de tekrar faaliyete başlaması ile Anadolu’daki sosyal girişimcilere ulaşma ve sosyal girişimcilerin esas ihtiyaçlarının keşfedilmesi noktasında umarım birçok yol kat edebiliriz.

Reklamlar

Biliyorum sürekli aynı şeyi söylüyorum. Ancak internetin katılımı arttırıcı rolü her geçen gün beni şaşırtmakta ve de umutlandırmakta! Facebook’da bir uygulama üzerinden çalışan CausesCase Foundation, Causes ve PARADE Publications tarafından düzenlenen America’s Giving Challenge ve wikipedia tarzı siteler, Sivil Toplum Örgütlerinin fon sağlamak için halkla buluşmasının çok iyi bir fikir olduğunu gösterdiler ve göstermeye devam ediyorlar bizlere.

Causes ve America’s Giving Challange linklerini mutlaka inceleyin eğer daha önce gözünüzden kaçtıysa.

Ben bu sırada sizlerle 1-2 ekran resmi paylaşayım, Wikipedia’nın bağış toplama sistemi ile ilgili.

Wikipedia’da arama yaparken üstte çıkan, bağış yapan insanlardan alıntılar daha fazla kişiyi bağış yapmaya özendirmekte. Yapılan bağışın miktarının az olması önemli değil. Damlaya damlaya göl olur hesabı. İnandığın bir değere küçük de olsa bir katkıda bulunarak fark yaratmanın mümkün olduğu mesajını veriyor kullanıcılarına.

Wikimedia Vakfının sayfasına girdiğinizde ise, önünüze çıkan bilgiler yine değişen dünyanın detaylarını açıklıyor:

  • Wikipedia’nın özü: İnsanlardan yine insanlara. “This is where we protect Wikipedia, the encyclopedia written by the people. Wikipedia is a nonprofit project that exists for one reason: the free and open sharing of knowledge. Your donations keep Wikipedia going.”
  • Wikipedia kurucusu Jimmy Wales’ın sözü: “It stopped being just a website a long time ago. For many of us, most of us, Wikipedia has become an indispensable part of our daily lives. Help protect it now. Please make a donation today.”
  • Daha önce bağış yapanlardan alıntılar: “A shining example of the Internet’s awesome potential.” — Timothy Keesey
  • Ve bağışı kolaylaştıran (kredi kartı veya paypal) vergiden muaf bağış yapma butonu.

İnsanlar inandıkları şeylere katkıda bulunmak istiyor. Onlara bunu kolaylaştıracak araçları ve inanmalarını sağlayacak güveni vermek kalıyor bizlere.

Türkiye’de internetten halk desteği ile bağış toplayan STKlar hangileri? Ne kadar etkili bu bağışlar bilgisi olan var mı?

%d blogcu bunu beğendi: