Sevgili Filiz Telek’in sürdürülebilir yaşam blogunda birlikte öğrenmek ve yaratmak için topluluk oluşturma adlı yazısını paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bugünlerde Türkiye’de de dünyada olduğu gibi pek çok heyecan veren gelişme oluyor. Bunlardan en son dikkatimi çeken permakültür ağında kendiliğinden gerçekleşen yeni bir örgütlenme/organize olma örüntüsü oldu. Geçtiğimiz günlerde, Bill Mollison ve Geoff Lawton’in TPAE (Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü) ile ortaklaşa gerçekleştirdikleri sertifikalı permakültür tasarım kursunun ilhamıyla da olacak, yaklaşık iki yıllık geçmişi bulunan bu ağda daha aktif öğrenme ve üretim süreçlerine doğru doğal bir evrimleşme gözlüyoruz bu günlerde. Ağdaki bazı arkadaşlar, farklı konulara duyulan ilgiyi ve enerjiyi odaklayabilmek için çalışma grupları oluşturmayı önerdiler, bakalım bu girişim nasıl gelişecek?

…Bir takım ortak öğrenme hedefleri olan ve belli bir konuda pratik bilgi ve tecrübe edinimini kolaylaştıran bu tür çalışma gruplarına ingilizcedecommunity of practice deniyor. Geçtiğimiz 8 yıldır yurtiçinde ve yurtdışında bu tür gruplarla yaptığım (başarılı, başarısız) çalışmalardan edindiğim tecrübeyle, topluluk oluşturma ve sürdürme konusunda önerilerim…

Yazının devamını bu bağlantıdan okumanızı öneririm.

Ellerine sağlık Filiz 🙂

Zumbara blogu için yazdığım yazıyı burada da paylaşmak istedim…

Middle East Jam Fest adlı bir organizasyondaydım Ürdün’de. Zumbara sayesinde Orta Doğu’nun her bir yanından gelmiş, sosyal değişim yaratmaya çabalayan 26 inanılmaz kişi ile unutulmayacak bir tecrübe yaşadım.

Döneli 1 hafta oldu, ben de anca gerçekliğe dönebiliyorum zaten. Nasıldı sorusunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum diye cevapladım bu 1 hafta boyunca. Gerçekten bilemediğimdendi. Ama deneyeceğim…

Öncelikle bulunduğumuz mekandan başlayayım. Wadi Rum çölü. Elektriğin, cep telefonunun, internetin, bilgisayarın, hiç bir şeyin olmadığı, zaman kavramının farklı anlam kazandığı inanılmaz Wadi Rum çölü. Korkunç güzellikteki dağlar arasında, kırmızı topraklar üzerinde yapılan buluşmalar, sihirli gök kubbe altında güne veda etme ve yeni bir güne merhaba deme, 1 hafta boyunca yalın ayak dolaşma özgürlüğü ve kum tanelerinin kirliliğimizi temizlemesine izin verme. Yani demem o ki doğayla tekrar, baştan bir bağlantı. Her an doğayı hissetme ve doğaya şükran duyma tecrübesi.

2. adım birbirimize bağlanma. Bu organizasyon bir konferans veya bir atölye çalışması değildi. Kısaca jam demişler adına, belki de en iyi açıklama yolu bu olsa gerek. Tek tek herkes kendini, tamamen kendini, iyisi, kötüsü, güzeli, çirkini, mutluluğu, mutsuzluğu… ile, her şeyi ile kendini getirmişti bu haftaya. Herkes, her an, tüm benliği ile tamamen orada, o an’da idi bu 1 hafta boyunca. Maskelerin yavaş yavaş çıkartıldığı, kişisel, derinlerde kalmış hikayelerin paylaşıldığı bu 1 haftada bir topluluk nasıl kurulur, bu topluluk üyeleri paylaştıkça birbirlerine nasıl bağlanır, her birimizde olan sevgi ve ilgi gösterme yeteneği nasıl ortaya çıkmaya başlar onu tecrübeledim. Günler geçtikçe şaşkınlığım daha da arttı. Orada, o zamanda bulunmam bir tesadüf değildi bence. Zumbara ile ilgili okuduğum, kafa yorduğum, tartıştığım, paylaştığım her ortamda sadece düşünce, söz ve yazı olarak ortaya çıkan ifadelerin çok kısa bir zaman içinde gerçekleşiyor olduğunu görmek, bana bir yerlerden yollanmış bir hediye idi bence:)

3. olarak ise kendime bağlanma aşaması vardı. Zaten Middle East Jam Fest’in kısaltması ME Fest idi. Tabii ben bunu sonradan anladım…Tamamen an’da bulunup, önyargılardan arınarak, hep içime odaklanabilme, niye sorusunun içsel araştırmasının tadına varma, ve bunu etrafımda bulunan herkesin de saflık ve dürüstlükle yapmaya çabaladığını bilip, diğerlerinin tecrübelerinden de öğrenme.

Ne kadar açıklayabildim bilemiyorum ama 1 hafta gibi kısacık bir zamanda kendime, önceden tamamen yabancı olan diğerlerine ve doğaya tüm içtenliğimle bağlandım. Mayasında sevgi olan bir topluluğun parçası oldum. 26 kişi “öbürü” olmaktan gerçek anlamda “arkadaş”a dönüştüler benim için. Son gün düşündüm de o 26 kişinin hiç bir detayını değiştirmezdim. Onları ve topluluğu oldukları gibi kabullenip, oldukları gibi sevdim.

Yani uzun lafın kısası, gelecek sene yapılacak Middle East Jam Fest başvurularını sakın kaçırmayın. Benden demesi!

%d blogcu bunu beğendi: