Daha önce blogda bahsettiğim Uluslararası Sosyal Girişimcilik konferansının ardından yazmaya fırsatım olmamıştı. Ancak geçenlerde notlarımı karıştırırken sizlere konferanstaki panellerde üzerinde durulan iki noktadan bahsetmek istedim.

Bunlardan ilki sosyal girişimlerin büyüme süreçleri ile ilgili. Bu büyüme dikey veya yatay olarak gerçekleşebilir. Dikey büyümede örneğin X ürünü ile başlanan bir girişimde Y ürünü ile devam edilmesinden bahsediyoruz. Bu büyümenin en önemli artısı, sorunlarına çözüm bulunmaya çalışılan topluluk ile sürekli iletişim halinde olunmasından dolayı daha fazla ihtiyacın belirlenmesidir.

Diğer büyüme şekli olan yatay büyüme ise sosyal girişimin farklı yerlerde “bayilerinin” açılması gibi düşünülebilir. Bir nevi franchise sistemi. Bu noktada yatay büyüme ile çalışan Dialogue in the Dark kurucusu Andres Heinecke‘nin belirttiği gibi belki de sosyal girişimcilik için farklı bir terminolojiye ihtiyaç var. Franchise yerine friendchise. Yani belli bir sorun için bulduğun çözümün başka bir yerde uygulanmasını sağlarken bayii açmaktan öte geliştirilen ilişki sonucu hem sorunun çözümüne katkıda bulunmak hem de süreç boyunca öğrenilen tecrübelerden yararlanmak.

Değinmek istediğim diğer bir konu ise sürdürülebilirlik ile ilgili. Ashoka başkan yardımcısı Dr. Iman Bibars organizasyon için 3 çeşit sürdürülebilirlikten bahsetmekte:

1. Finansal sürdürülebilirlik

2. Sadece tek kişiye bağlı olmayan, proje liderinin projeden ayrılması dahilinde projenin devam etmesini sağlayacak sürdürülebilirlik. Bu anlamda girişim için kullanılan kaynağın finansal kaynak dışında insan kaynağı da olduğunu unutmamak gerekiyor. Sürdürülebilirliğin sağlanması için liderliğin ve yönetimin başka birine aktarılabilmesi, kurumsal yapıya geçilebilmesi çok önemli. Unutmamamız gereken bir girişimcinin yönetici olmak zorunda olmaması. Aynı zamanda girişimin çok iyi bir şekilde açıklanmış amaçlarının bulunması ve lokal toplulukların desteğinin sağlanması da bu çeşit sürdürülebilirlik için önem taşımakta.

3. Fikrin dağılması ile gerçekleşen sürdürülebilirlik.

Bu anlamda bir sosyal girişimcilik projesinin sürdürülebilir olmasında yapılan yatırım, kullanılan araçlardan biri. Ancak bu yatırımı sadece parasal değil aynı zamanda know-how (bilgi, tecrübe) olarak da düşünmek gerekmekte. Projeye yatırım yapmak isteyen bir şirket düşündüğümüzde, bu şirket sosyal girişim ile takım halinde çalışmalı, 2 yıllık stratejik planlamalar yerine 7,8 hatta 9 yıllık uzun dönemli planlamalar ile birlikte çözüm odaklı kaynak (finansal, know-how) kullanımına yönelinmeli.

Ve unutulmaması gereken diğer bir nokta şirketlerin büyük sorunları çözen bu girişimler ile uzun dönemli stratejik ortaklıklara girebilmesi için bu girişimlerin amaçlarının ve finansal süreçlerinin saydam ve açık  olması ve mali yönden tarif edilebilir olması gerekmektedir.

Bunlar konferans boyunca aldığım notlardan sizlere bahsetmek istediğim noktalardı. Paylaşmak istedikleriniz olursa yorumlar aracılığı ile konu hakkında düşünmeye devam ediyor olmak isterim.

Boğaziçi Üniversitesi’nde 15-19 Mart arası düzenlenen “Sosyal Girişimcilik Konferansına” katıldım geçen hafta.  Eser Borak’ın, Lisa DiCarlo’nun, Hülya Denizalp, Ömer Madra ve Nasuh Mahruki’nin konuşmalarını dinlerken hep aynı şey yankılandı kafamda. Sosyal sorunların çözümü için, bu sorunların sebeplerini anlamak en temel başlangıç noktası. Ve de bir şeyleri yoluna koymak, birilerine yardım etmek için o sorundan etkilenen insanların katkısı olmazsa olmaz bir şart. Yani yine co-production; ortak üretim modeli!

Organik tarımın Doğu Anadolu Bölgesinde yaygınlaşmasını sağlayan Nazmi Ilıcalı, sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin soyunun tükenmesini önleyen Mustafa Sarı Türkiye’de yapılan iyi şeyler ve bunun sistemli bir çalışma sonucu imkansız olmadığını gösteren iki güzel örnek konferanstan.

Lisa DiCarlo’nun paylaştığı “Girişimciler Dünyayı Değiştirebilir” videosu ile bitiriyorum yazımı. Evet hiç bir şey imkansız değil, dünyayı değiştirmek bile 🙂

%d blogcu bunu beğendi: