Biliyorum sürekli aynı şeyi söylüyorum. Ancak internetin katılımı arttırıcı rolü her geçen gün beni şaşırtmakta ve de umutlandırmakta! Facebook’da bir uygulama üzerinden çalışan CausesCase Foundation, Causes ve PARADE Publications tarafından düzenlenen America’s Giving Challenge ve wikipedia tarzı siteler, Sivil Toplum Örgütlerinin fon sağlamak için halkla buluşmasının çok iyi bir fikir olduğunu gösterdiler ve göstermeye devam ediyorlar bizlere.

Causes ve America’s Giving Challange linklerini mutlaka inceleyin eğer daha önce gözünüzden kaçtıysa.

Ben bu sırada sizlerle 1-2 ekran resmi paylaşayım, Wikipedia’nın bağış toplama sistemi ile ilgili.

Wikipedia’da arama yaparken üstte çıkan, bağış yapan insanlardan alıntılar daha fazla kişiyi bağış yapmaya özendirmekte. Yapılan bağışın miktarının az olması önemli değil. Damlaya damlaya göl olur hesabı. İnandığın bir değere küçük de olsa bir katkıda bulunarak fark yaratmanın mümkün olduğu mesajını veriyor kullanıcılarına.

Wikimedia Vakfının sayfasına girdiğinizde ise, önünüze çıkan bilgiler yine değişen dünyanın detaylarını açıklıyor:

  • Wikipedia’nın özü: İnsanlardan yine insanlara. “This is where we protect Wikipedia, the encyclopedia written by the people. Wikipedia is a nonprofit project that exists for one reason: the free and open sharing of knowledge. Your donations keep Wikipedia going.”
  • Wikipedia kurucusu Jimmy Wales’ın sözü: “It stopped being just a website a long time ago. For many of us, most of us, Wikipedia has become an indispensable part of our daily lives. Help protect it now. Please make a donation today.”
  • Daha önce bağış yapanlardan alıntılar: “A shining example of the Internet’s awesome potential.” — Timothy Keesey
  • Ve bağışı kolaylaştıran (kredi kartı veya paypal) vergiden muaf bağış yapma butonu.

İnsanlar inandıkları şeylere katkıda bulunmak istiyor. Onlara bunu kolaylaştıracak araçları ve inanmalarını sağlayacak güveni vermek kalıyor bizlere.

Türkiye’de internetten halk desteği ile bağış toplayan STKlar hangileri? Ne kadar etkili bu bağışlar bilgisi olan var mı?

İkinci bir gecikmeli haberde Toprak Ana Günü için geliyor. 10 Aralık Terra Madre, Toprak Ana Günü idi. Sürdürülebilir ve lokal yemeyi geniş alanlara yaymaya çalışan Slow Food‘un düzenlediği Toprak Ana Günü 120 ülkede 1000′den fazla aktivite ile lokal gruplar arasında kutlandı.

Slow Food hareketi kurucusu Carlo Petrini‘nin Slow Food, Bilinç ve Sorumluluk hakkındaki görüşlerini bu yazıda bulabilirsiniz.

Hepinizin Toprak Ana Günü kutlu olsun :)

5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü idi. Son 1 haftadır internete sık giremediğimden dolayı, gecikmeli de olsa bu günün anısına , Hülya Denizalp’in ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) Evi’n de yaptığı gönüllülük kavramı ile ilgili konuşmasını paylaşmak istiyorum sizlerle.

Gönüllülüğün Kazanımları, Hülya Denizalp

Postu okuyanlar arasında gönüllüler varsa, hangi STK’da ve/veya projede gönüllük yaptıklarını paylaşırlarsa sevinirim.

İnternetin katılımı arttırmakta kullanılan önemli araçlardan biri olduğundan daha önce bahsetmiştim blogda. “Vatandaş yardımseverliği”, “P2P Philantropy (Eşler arası hayırseverlik)”, “Başkalarının ve kendinin hayatında fark yaratmak” internetin katılımın artmasına olan olumlu etkisi ile son zamanlarda sıkça duyduğumuz kavramlar.

Özellikle Amerika’da bu alanda çok fazla şey olmakta. Yardımseverlik yeni bir boyut kazanmakta ve halkın etkinliği ile büyük etkiler yaratılmakta bu günlerde. İşte ben de bu alanda bir örnek olarak DonorsChoose‘dan bahsetmek istiyorum sizlere.

DonorsChoose ihtiyaçları olan öğrencilere yardım etmeyi kolaylaştıran, yardım etmek isteyenleri sınıfların ihtiyaçları ile buluşturan bir online yardım platformu.

Bize de tanıdık gelen bir ihtiyaç anında doğmuş DonorsChoose. Amerika’daki devlet okullarının daha kaliteli bir eğitim vermek için karşılanamayan bir çok ihtiyacı bulunmakta. İnsanlar bu ihtiyaca karşılık vermek istemekte ancak yardımlarının gerekli yere ulaşmamasından ve bir etki yaratılamamasından dolayı aksiyona geçememekteler.

Bu problem ve problemden doğan fırsatın farkında olan Charles Best, sosyal çalışmalar öğretmeni, bir gün öğrencileri ile konuşurken yeni bir web sitesi yaratmaya karar verir. Öğrencilerinin de gönüllü olarak çalışmaya başlaması ile 2000 yılında DonorsChoose hayata geçer ve günümüze kadar 200.000 öğretmen ve vatandaşın fark yaratmasını sağlar.

Her topluluktaki öğrencilerin, öğrenmek için gerekli kaynaklara ulaşmaya hakkı vardır ilkesi ile doğmuş olan DonorsChoose’un işleyişi gayet basit:

1. Devlet okulu öğretmenleri sınıflarında gerçekleştirmek istedikleri projeleri ve proje ihtiyaçlarını belirtiyorlar sitede. Bu ihtiyaçlar kitaptan, kaleme, bilgisayardan, mikroskopa çok çeşitli alanlarda olabiliyor. Siteye giren bireyler, projeleri inceleyip, yardım etmek isteyecekleri projeleri buluyorlar ve istedikleri miktar kadar yardımda bulunuyorlar.

2. Hedef miktara ulaşıldığında DonorsChoose proje için gerekli materyali okullara ulaştırıyor.

3. Projenin gerçekleşmesine katkıda bulunan kişiye, projenin fotoğrafları, alınan her bir doların nerelere harcandığını gösteren masraf raporu, öğrencilerden ve öğretmenlerden gelen teşekkür mektupları ulaştırılıyor.

İhtiyacı bire bir yaşayan insanların (öğretmen ve öğrencilerin) oluşturduğu bir sistem olması, DonorsChoose’un başarısını da birlikte getirmekte. Gayet basit ve anlaşılır olan çalışma sistemi, öğretmenlere katılımcı rolü verilmesi, materyallerin DonorsChoose tarafından alınması, yardım eden kişiye yardımın tam olarak ihtiyacı karşıladığını gösteren raporlamalar sistemin farklılığını yaratmakta.

Şu an itibari ile web sitesinde yardım bekleyen 18.515 proje bulunmakta. Gereken yardımın tamamını alıp gerçekleştirilen proje sayısı 105.775 ve toplam 33.248 okuldan 115.709 öğretmen proje girişi yapmış durumda.

Web sitesinde yayınlanan bir kaç grafiği de sizlerle paylaşmak istiyorum DonorsChoose’un etkisinin daha anlaşılır hale gelebilmesi için:

Grafikten de görüldüğü gibi web sitesinin etkisi her geçen gün artmakta. Kriz yılı olmasına rağmen 2009′da yapılan yardımlar büyük artış göstermekte. Şu ana kadar $41.878,290 yardım toplanmış ve 2,690,768 öğrenciye yardım edilmiş DonorsChoose sayesinde.

Yoksulluk oranı yüksek okullardan gelen proje talepleri ve bu okullara giden yardım oranları diğerlerine göre daha fazla. Ayrıca 2. grafikte görüldüğü gibi DonorsChoose Amerika’nın hemen her bölgesinde etkili konumda bulunmakta.

Bu noktanın projenin başarısı açısından özellikle önemli olduğunu düşünmekteyim. Bu tarz bir projenin Türkiye’de uygulanmaya başlanması durumunda, teknolojik gelişmelerin(internete ulaşılırlık) yoksulluk oranının yüksek olduğu kesimlerde hala bulunmuyor olması çözmemiz gereken problemlerin başında gelmekte.

Hangi alanlarda daha çok yardım sağlandığını da yukarıdaki grafikte görebilirsiniz. Sağlanan kaynakların oranına bakacak olursak, %27’sini kitaplar, %22’sini teknoloji, %41′ini sınıf malzemeleri ve %2’sini geziler ve sınıfa gelen ziyaretçiler oluşturmakta. Bu sağlanan kaynakların %81′i bir sonraki yıllarda diğer sınıflar için de kullanılmakta.

Bitirmeden önce son olarak DonorsChoose hediye kartlarından bahsetmek istiyorum. Son zamanlarda Google, Yahoo ve Crate and Bartel gibi büyük şirketler çalışanları ve müşterileri için 25-100$ arasındaki DonorsChoose hediye kartlarını kullanarak, hediye verdikleri kişilerin yardım etmek istedikleri projeyi bulmalarını ve yardım ederek fark yaratmalarını sağlamaktalar.

Aynı zamanda başka bir yerden aldığın ve kullanmak istemediğin bir hediye kartın var ise bunu Plastic Jungle‘dan DonorsChoose’un hediye kartı ile değiştirmek de çok kolay.

Yani kısaca, DonorsChoose yeni nesil bir yardımlaşma platformu. Sorunların çözümünü sadece devletten beklemenin yetersiz olduğuna, küçük yardımlarla büyük farklar yaratılabileceğine inanan insanların kurduğu ve kullandığı bir sistem.

Umarım bir gün Türkiye’de de örneklerini görebilmemiz umudu ile!

Herkese mutlu bayramlar öncelikle!

Hazır gün bayram iken ben de ne zamandır nasıl daha verimli hale getirilebilir diye düşündüğüm bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Amaç sizlerin de fikirlerini alıp, çözüm önerileri yaratabilmek.

Konuya gelirsek, zekata değinmek istiyorum bugün.

Aslında her şey geçen bayramda dedeme sosyal girişimciliğin ne olduğunu anlatmaya çalışırken başladı. Örnek olarak da Muhammed Yunus’un Bangladeş’te başlattığı mikro kredi uygulamasını vermiştim.  Dedemden gelen yorum çok ilginçti ve benim uzun zamandır konu üzerine düşünmemi sağladı. Dedemin sosyal girişimcilik hakkındaki ilk yorumu ana hatlarıyla şöyleydi:

“Ama bu yeni bir kavram değil ki. Tarihte hep olmuş bizimde karınca kararınca katkıda bulunmaya çalıştığımız bir şey. Hatta ben zekatı nasıl daha etkili bir şekilde verebilirim diye düşünüyorum. Keşke benim zekat verdiğim kişi bir sene sonra zekat verebilecek duruma gelse. Bu bir sene boyunca da ben kendisi ile istediği zaman tecrübelerimi paylaşabilsem.”

Dedemin hedeflediği yardım etmeye çalıştığı insanlara balık vermektense, balık tutmayı öğretmekti. Ve bunu da neredeyse bir iş meleği mantığı ile yapabilmek!

İşte o günden beri kafamı kurcalayan soru, zekat vererek topluma katkı sağlamak isteyen insanlara nasıl yol gösterilebilir ? Bu katkının topluma ekonomik, sosyal ve çevresel geri dönüşü nasıl sağlanabilir?

İnternet de zekat hakkında biraz gezindiğiniz de çok fazla tartışmalar bulunuyor vergi-zekat çerçevesinde. Ben bu tartışmalara girmeden Türkiye’de 2004′de başlayan bir uygulamadan bahsetmek istiyorum.

Ntvmsnbc’de 14 Ocak’ta yayınlanan habere göre 2004 yılında fakirlere yardım amacıyla gıda, temizlik malzemesi, giyecek ve yakacak maddesi bağışlayan şahıs ve şirketlerin daha az vergi ödemesinin yolu açıldı. Kuruluş sözleşmesinde gıda bankacılığı yazan vakıf ve derneklere bağış cazip hale getirildi. Bağışın tamamının gelir ve kurumlar vergisi matrahından indirilebildiği gıda bankacılığı yapan kuruluşların “Kamu yararına çalışan kuruluş (KYÇK)”olması da gerekiyor. Böylece vergi yerine zekat vermek isteyenler için son 4 yıldır adres gıda bankacılığı yapan kuruluşlar oluyor. İSMMMO’nun araştırmasına göre gayri resmi yardımların da eklenmesiyle Türkiye’de son 5 yılda 8 milyar TL’lik yardım ekonomisi oluştu. 2004’te gıda bankacılığına yüzde 100 vergi teşviki getirilmesinin ardından Türkiye’de 20 gıda bankacılığı derneği kuruldu.

KYÇKların vergiden muaf olmaları konusunda  İSMMMO başkanı Yahya Arıkan’ın sözleri ilginç:

“Teşvik STK’ların geneli için sağlanmalı ve belirleyici mekanizma siyasi tercihlere bırakılmamalı. Statünün verildiği kuruluşlarla ilgili siyasi tercihlerin etkili olması endişesi yanı sıra insan hakları başta olmak üzere bazı alanlarda faaliyet gösteren örgütlere bu statünün verilmediği ve KYÇK sayısının gereken seviyenin çok gerisinde kaldığı açık.”

Ancak bu post ta tartışmak istediğim nokta KYÇK’ların vergiden muaf olmaları konusunda değil. Bu tamamen farklı bir tartışma konusu.

Benim üzerine düşünmek sizin de tartışmaya katılmanızı istediğim konu, Türkiye’de yardım alanında önemli etkisi bulunan zekatların profesyonel anlamda yönetilip, katkı alanının genişletilebilmesi için gıda bankalarının yeterli olup olmadığı ve bu konuda neler yapılabilir sorusu.

İlginç olarak gıda bankaları hakkında daha önce Türkiye’de neler olup bittiğine bakmıştım. Çünkü İspanya’da gayet iyi işleyen bir sistem. Türkiye’den farklı olarak esas yardım sağlayıcılar şirketler. Diğer bir fark ise ülke çapında plan ve denetim yapan gıda bankası federasyonunun bulunması. Bu gıda bankalarının daha kontrollü ve etkili çalışmalarını sağlamakta. Aynı zaman da gıda bankaları Avrupa federasyonu ile de birbirlerine bağlanmış durumdalar. Böylelikle tecrübelerin paylaşılması, gıda bankalarının birbirlerinden öğrenmesi ve etki alanlarının genişletilmesi sağlanmakta.

Türkiye’de ki duruma baktığımızda zekat gibi bireylerden gelen önemli bir finansal yardım gıda bankalarına aktarılmakta. Kurulan 20 derneğin -2007 yılı beyannamelerine göre- aldıkları yardım ve bağış miktarı yıllık en az 897 bin TL oldu. Yılda ortalama 897 bin TL yardımı paylaştıran 20 derneğin her yıl bu miktardaki yardımı yönettiği dikkate alındığında 2003’ten sonra 4 milyon 485 bin TL’lik ‘gıda bankacılığı’ sektörü oluştuğu ortaya çıktı.

Gıda bankaları daha etkili bir yöntem ile çalışırsa sağladıkları bu yardımı hali hazırda bulunan şirketlerden sağlamaları mümkün. Böylelikle zekat yardımları katkı değeri yüksek projelerde kullanılabilir.

Bunun yanı sıra Türkiye’de gıda bankalarının plan ve denetimini sağlayan bir kurum/federasyon bulunmamakta. Avrupa Federasyonu’na üye olan hiç bir gıda bankası da yok.

Özetlemem gerekirse;

  • 2004′deki KYÇK hakkında yapılan son uygulamadan sonra gördüğümüz gibi zekat yardım ekonomisinde önemli bir yer tutuyor.
  • Planlı ve denetlenebilir bir yönetim sonucu bu miktar topluma sosyal, ekonomik ve çevresel anlamda büyük katkılar sağlayabilir.
  • Ancak gıda bankaları planlı yönetim ve geniş etki alanı için yeterli değiller.

Peki bu alanda neler yapılabilir? Benim ilk aklıma gelenler:

  • Bu miktar hali hazırda işleyen mikro kredi projelerine aktarılabilir.
  • Bağımsız olarak, bu tür projeleri etkili bir şekilde yönetecek bir kurum altında kurulan komisyonlar, topluma katkı değeri daha yüksek bir şekilde yardım etmek isteyen insanlara yol gösterebilirler. Toplumdaki önemli ihtiyaç alanları belirlenip, bu konuda projeler hazırlanıp, yardım edilen miktarın topluma geri dönüşü arttırılabilir.

Sizin de bu konu ile ilgili çözüm önerileriniz varsa dinlemekten çok mutlu olurum.

Mutlu bayramlar tekrar :)

Bisiklet kullanmayı alışkanlık haline getirenler için, bisiklet sadece bir ulaşım aracı değildir şüphesiz. Bisikletler romantiktir…

Özgür olduğumuzu hatırlatırlar. Şöyle güneşli bir günde, kulağımızda yankılanan sevdiğimiz bir müzik ile birlikte, tüm kaygılardan kolaylıkla uzaklaştırabilirler bizi.

Bunun yanında günümüzde kullanılan diğer ulaşım araçları ile karşılaştırdığımızda, bisiklet en temiz ve sürdürülebilir olanıdır. Kendi enerjisini kendi yaratacak kadar mütevazidir kendisi.

Yaptığım girişten anladığınız kadarı ile 2. benchmarkımız bisikletler ile ilgili, Barselona ve Kopenhag’dan geliyor bu sefer.

Bicing Barselona’da kullanılan, belediyenin sağladığı toplu taşıma araçlarından biri. Alternatif bir toplu taşıma aracı diyebiliriz. Amaç bir bisiklet istasyonundan aldığınız bisikleti, gideceğiniz yerdeki, şehrin başka bir noktasında bulunan diğer bir bisiklet istasyonunda bırakmak.

Tüm şehire yayılmış durumda bulunan 400 tane bisiklet istasyonu bulunmakta, toplamda 3000 adet bisiklet kullanılmakta sistemde.

Sistemde bulunan bisikletleri kullanabilmek için, yıllık kayıt yaptırmış olmak gerekiyor. Kayıt yaptırdıktan sonra, evinize gelen RFID kartınız ile sistemi kullanmaya başlıyorsunuz. Her bisiklet istasyonunda, kartı okutabileceğiniz ekranlar bulunmakta. Böylelikle sistem kim olduğunuzu tanımakta, siz de ödünç aldığınız bisikletin sorumluluğunu üstlenmektesiniz.

Sistemin esas amacı bisikletleri kısa ve orta mesafeler için kullanmak. İlk 30 dakika için kullandığınız bisikletler ücretsiz. Diğer her 30 dakika için 50 cent ödemeniz gerekmekte. Bir seferde en fazla kullanabileceğiniz süre ise 2 saat.

Bicing tarzı sistemlerin benzeri Toulose, Lyon ve Paris’de de bulunmakta.

Bunun dışında geçenlerde bir sergide karşılaştığım Kopenhag’da kullanılmakta olan diğer bir bisiklet sistemi de ilgi çekici. Bisikletin içine entegre edilmiş bozuk para sistemi ile, bisikletleri kart gerekmeden kullanabiliyorsunuz. Yine bisiklette bulunan şehir haritası da turistler için çok kullanışlı olsa gerek.

7 tepeli İstanbul’da bisiklet kullanmanın ne denli zor olduğunu biliyorum, ancak kolaylaştırmak için hiç bir şeyin yapılmadığı da unutulmamalı. Bu alanda neler yapılabileceği konusunda hali hazırda bir çok yaratıcı örnek mevcut.

Bu alanda bir şeyler yapılana kadar, bisikleti olan şanslı azınlık için: Bisikletli, huzurlu, özgür ve mutlu bir gün geçirmeniz dileği ile!

COP (United Nations Climate Change Conference)15‘e sayılı gün kaldı. 7-18 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek konferans dünyanın ve sonuç olarak bizlerin de geleceğini doğrudan etkileyecek önemde!

Yani gündemde küresel ısınma var. Ben de konuyla ilgili olarak sizlerle bir kaç tane benchmarking paylaşmak istiyorum. Benchmarkingler Barselona ve Kopenhag’dan. Bunları 2 post halinde okuyor  olacaksınız.

İlki Barselona’da son 3 yılda bire bir izlediğim belediyenin geri dönüşüm kampanyası ile ilgili. 3 yıl önce Barselona’ya taşındığımda günlük hayatta geri dönüşüme hiç bir şekilde katkıda bulunmuyordum. Ta ki bir gün posta kutumda, geri dönüşümün neden ve nasıllarını çok basit ve pratik şekilde anlatan bir kitapçık alana kadar.

Kitapçıktan bir kaç gün sonra yine posta kutumdan evde geri dönüşüm yapmamı kolaylaştıran rengarenk cam/kağıt/plastik torbalarımı aldım ve tabi ki yanında alışverişe çıkarken kullanmam gereken bez torbam.

İlk geri dönüşüm tecrübem benim için inanılmazdı. Plastik, kağıt ve camları ayırmaya başlamıştım ve 2 günün sonunda biriken plastikleri görmek gerçekten tüketim alışkanlıklarımı sorgulamama yetti. Ve 3 yılın sonunda diyebilirimki, belediyenin inisiyatifi ile başlayan geri dönüşüm, şu an hayat tarzıma dönüşmüş durumda. Yarattığım çöpleri ayırmaktan, alışveriş tercihlerime kadar bir çok alanı etkilemekte bu tecrübe.

Bugün sokakta gördüğüm yine belediyenin billboardları, Barselona’da değişimin devam ettiğinin bir göstergesi. Şehre tamamen yayılmış olan kağıt, plastik ve cam çöp kutularının yanına organik çöp kutuları da ekleniyor bu günlerde. Zaten ilk 3 maddenin geri dönüşümünü yaptığınız takdirde normal çöp kutunuzda kalanlar organik atıklar.

Geri dönüşüm konusunda belediyelerin, hükümetlerin, bireylerin ve şirketlerin birlikte çalışıyor olmasının şart olduğuna inanıyorum. Belediyelerin ve hükümetlerin aldığı insiyatifler ile başlayan geri dönüşüm tecrübesi, bireylerin hayat tarzını bire bir etkilemekte. Ve bu etki bireyleri sorumlu tüketicilere dönüştürerek, şirketlerin üretim, dağıtım ve pazarlama alanındaki bir çok kararını yeniden gözden geçirmelerine sebep olmakta.

Bu konuda okullarda verilen eğitimin de tüm ailenin alışkanlıklarını etkilediğini belirtmek istiyorum. Okulda aldıkları eğitim sonucunda eve gelen çocuklar, ailelerinin neden geri dönüşüm yapmadığını sorgulamakta ve ailelerini buna zorlamaktalar.

Türkiye’de geri dönüşüm alanında neler oluyor, belediyenin bu konuda alacağı insiyatifler neler fikri olan var mı?

Sosyal sorunların çözümünde innovasyon kullanmak olarak özetleyebileceğimiz sosyal girişimcilik konsepti son yıllarda oldukça önem kazandı. Sosyal girişimcilik yeni bir kavram değil. Tek bir kişinin tutkularının peşinden gitmesi ile, çok büyük sosyal sorunları çözebileceğini tarih boyunca gördük. Ancak bu alanda çalışan, sosyal girişimcileri gerek maddi gerekse stratejik anlamda destekleyen organizasyonların artmasının sosyal girişimciliğin artmasına direk etkisi var.

Bu kurumlara bir kaç örnek vermemiz gerekirse;

Bill Drayton’ın 1981 yılında kurduğu Ashoka, “Everyone a changemaker” sloganı ile dünyanın değişik yerlerinde bulunan 2000 sosyal girişimciye maddi ve stratejik yardımda bulundu şimdiye kadar.

Skoll Foundation, bu organizasyonlara diğer bir örnek. Ebay’in kurucu ortaklarından Jeff Skoll, ebay’den ayrıldıktan sonra, sosyal girişimcilere destek verebilmek amacı ile bu organizasyonu kurdu.

Echoing Green‘de 1987′den beri toplam 450 sosyal girişimciye, 27 milyon $ değerinde destek vererek, tutkusu sosyal değer yaratmak olan insanların hayallerini gerçekleştirmelerini sağladı.

Bunun dışında her geçen gün yeni bir üniversite de sosyal girişimciliği eğitim programlarına dahil etmekte. Stanford Graduate School of Business, Harvard Business School, Berkeley, Oxford University, London School of Economics bunlardan bir kaçı.

Ayrıca Türkiye’de de Boğaziçi Üniversitesinde bu yıl SOGLA( Sosyal Girişimci Genç Liderler Akademisi) çalışmalarına başladı. SOGLA sosyal girişimciliği gençler arasında yaymayı ve bu alanda Türkiye’nin öncü genç liderlerini yetiştirmeyi amaçlayan bir sosyal girişim projesi.

Tüm bu çabalar gerçekten umut verici. Ancak yeterli olup olmadığı tartışılır. 2009′un 3. çeyreğinde ABD’de normal start-uplara yapılan yatırımlar $1.6 milyar’ı buldu. Bu da Ashoka’nın 28 yılda yaptığı yatırımların 10 katı değerinde.

Dünyayı daha yaşanılır hale getirmek tek sosyal girişimciler ile başarılabilecek bir şey değil. Bu amaca ulaşabilmek için toplumun tüm kesimlerinden destek şart. Ve bu desteğin global anlamda gelmesi bu değişimi daha da hızlandıracak bir etkiye sahip. Şirketler, hükümetler, belediyeler, tüketiciler, vatandaşlar, STKlar, üniversiteler hep birlikte sosyal sorunların çözümü için bir araya gelmenin yöntemlerini bulmalıyız.

2008 yılında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından hazırlanan İnsani Gelişme Raporu, Türkiye’de gençliğin karşılaştığı sorunlara geniş bir perspektiften bakıyor. Rapor, Türkiye’nin geleceği için çok değerli olan gençlere yönelik ulusal bir politikanın olmamasının, etkili ve çözüme yönelik hareket etmeyi zorlaştırdığını belirtmekte.

Bugün sabah dergileri karıştırırken gördüğüm aşağıdaki reklam, gençlik için ulusal politika yaratırken interneti kullanarak, vatandaş katılımını sağlamanın güzel bir örneği.

catalunya

Yukarıdaki kampanya Katalan hükümetinin gençleri kendi geleceklerinde söz sahibi olmaya davet etmesi ile ilgili. Ulusal politika hazırlanırken gençlerin esas ihtiyaçlarına ulaşabilmek için, hükümet interneti araç olarak kullanarak, gençlerin eğitim, iş, sağlık, kültür, katılım, yaşama yeri ve eşitlik hakkındaki taleplerini paylaşmalarını istemekte.

Katılım sağlamak şirketler, kamu kuruluşları ve STKlar için ortak hedef. Çözmeye çalıştığımız sorun, gerek bir ürün/servis, bir kampanya hakkında olsun, gerekse ulusal politikayı hazırlamak olsun, sorundan direk etkilenen insanlara ulaşamadan, sorunun çözümü çok zor.

Sosyal ağlar ve sosyal medya davranış modellerimizde büyük değişikliklere sebep olmakta. Artık birbirimiz ile olan ilişkilerimizde sadece alan veya veren rolünü bırakıp katılımcı olmaya başladık. Ve bu birbirimiz ile olan ilişki, ülke sınırlarını aşıp, tüm dünyayı kapsamakta. Dünyanın her hangi bir yerindeki sosyal bir girişimcinin projesi ile ilgili detayları twitter üzerinden öğrenip, kendisine projesi ile ilgili değişik fikirler sunarak ilham vermek artık çok kolay.

Sosyal ağlar, sosyal sorunların çözümünde çok önemli bir araç olarak kullanılmakta. Sadece sorunların büyük kitlelere duyurulması açısından değil, sorunların çözümünde halkın katılımını sağlaması açısından sosyal medya ve sosyal ağlar günümüzde sıkça kullanılmakta. Ne de olsa, yardım etmek istediğimiz insanların katılımı olmadan, onların sorunlarını çözmemiz mümkün değil.

Özellikle Amerika’da sosyal projeler ile halkı buluşturmak adına çok ciddi ve yaratıcı çalışmalar yapılmakta. Bunda Obama’nın başlattığı kampanyanın da büyük etkisi var. Obama’ya göre gerçek değişiklik ancak aşağıdan yukarıya doğru gelebilir ve teknoloji bu değişimin gerçekleşmesini sağlayacak en büyük araç.

Serve.gov projesi Amerika’da sosyal sorunların çözümü için sosyal ağların kullanımını göstermesi açısından önemli. Bireyler serve.gov’da, kendi topluluklarına ne tür alanlarda yardım edebileceklerini görebilecekleri gibi, insanların yardımını talep etmek için, kendileri de sosyal projelerini girebilmekteler.

Bu proje Amerika’da bu alanda yapılan projelerden sadece biri. Ancak hükümet tarafından desteklenen bir proje olması, internetin değişimi getirmekte kullanılan ne kadar etkili bir araç olduğunu göstermesi açısından gayet etkileyici.