SOGLA’ya göre bu sorunun cevabı hayır. Dünya hali hazırda kurtarılmakta zaten. Bunu kanıtlamak için sizleri 16 – 17 Nisan tarihlerinde, Boğaziçi Üniversitesi, Garanti Kültür Merkezinde gerçekleşecek SOGLA Sosyal Girişimcilik Konferansı 2011’e davet ediyorlar.

“Toplum için FARK yarat!’’ sloganıyla yola çıkan SOGLA – Sosyal Girişimci Genç Liderler Akademisi,  ikinci Sosyal Girişimcilik Konferansı’nı Garanti Bankası ana sponsorluğunda 16 – 17 Nisan’da Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştiriyor. Sosyal girişimcilik alanında önde gelen sivil toplum liderleri, yerli ve yabancı sosyal girişimciler,  fikir öncüleri ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşecek konferans, Türkiye’de sosyal girişimcilik konusunu ele alan, gençlere yönelik en geniş katılımlı konferans olma özelliğini taşıyor. Konferansa başvuranlar arasından seçilecek 500’ün üzerinde üniversite öğrencisi ve profesyonel, 16 Nisan’da yapılacak konuşmaları dinleme fırsatını elde edecek.  Katılımcılar arasından seçilecek en güçlü 100 başvurunun sahipleri, 17 Nisan’daki sosyal girişimcilik atölyelerine katılmaya hak kazanacak.

Detaylı bilgi ve başvuru için www.sogla.org
Son Başvuru: 1 Nisan 2011 Cuma.

Erken başvurular değerlendirmelerde öncelikli olacaktır.
Katılımcılara ‘’Sosyal Girişimciliğin Temelleri Sertifikası’’ verilecektir.
Başvurular için: www.sogla.org
Sorularınız için: konferans@sogla.org

Reklamlar

Açık Radyo bu günlerde mekân ihtiyacı içerisinde bulunuyor. Aşağıda Açık Radyo kurucusu Ömer Madra’nın mektubunu paylaşmak istiyorum sizlerle:

“Merhaba Sevgili Dostumuz,
Bir çoğunuzun bildiği gibi, Açık Radyo 15 yıldır kendine mesken tutmuş olduğu mekândan ayrılmak zorunda kalıyor. Hem de bunu “en kısa zamanda” yapmak zorunda. Bir radyo taşımak ise kolay bir iş değil. Uygun bir yer bulmanın güçlüklerini az zamanda bizzat yaşayarak öğrendik. Ama bu bir yana, başka zorlukları da var işin. İster kendi yerimizi alalım, ister kiraya çıkalım, yeni mekânımız için ciddi bir yatırım yapmamız gerekli. Bu şartlarda kiralık bir yere çıkmak çok da mantıklı bir iş olmuyor gibi. Dolayısıyla, sizleri daha önce de bilgilendirdiğimiz gibi, kendimize ait bir mekân sahibi olmanın hayalini kurmaya başladık.
Taşınmak, hele zorunlu olduğunda, dünyanın en neş’eli işleri sıralamasında ilk 10’a girmez herhalde. Ama, biz –ne de olsa en az 4 bin yıllık uygarlık kurmuşlar, nasıl olsa bir bildikleri vardır diye, kafamızı Çinliler gibi çalıştırıp– mecburiyetin bir krize değil, aksine bir fırsata dönüşebileceğini düşünmeye de başladık.
Yeni mekân ihtiyacı, önümüzdeki meselelerin (ya da meydan okumaların) sadece bir tanesi. Açık Radyo yine bildiğiniz üzere, daha işin başından beri, bir “topluluk radyosu” olmaya çalışıyor. Bu coğrafyada böyle bir girişim, neresinden bakılırsa bakılsın delilik sayılır. (Bize (K)Açık Radyo diyen insanların sayısı da az sayılmaz zaten.) Her türlü çıkar grubundan ve elbette devletten bağımsız, tam anlamıyla “topluma ait”, onun ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışan bir mecra, toplumca çok aşina olduğumuz bir kavram değil. Biz inat ettik. Açık ve bağımsız kalacağız ama asla tarafsız olmayacağız. Tarafımız ise belli. Ezilenin yanındayız. Sesi çıkmayanın sesi ve toplumun vicdanı olmak için vargücümüzle uğraşıyoruz. Bugün siz dinleyicilerimizden gelen destek, toplam giderlerimizin yaklaşık %45’ini karşılıyor. Bu, elbette hatırı sayılır bir miktar. Ancak, maalesef yeterli değil. Sürdürülebilir bağımsızlığı garanti altına almak için biraz daha fazlası gerekli gibi görünüyor.
Kriz yerine fırsat dedik. Peki fırsat nerede? Bizce, şurada: Bu zorunlu mekân değişikliği Radyomuzla Dinleyicisi arasında zaten varolan o emsalsiz bağı bir kat daha sıkılaştırma imkânı sağlayabilir pekâlâ! Bakınız, bundan 8 sene önce sizlere ilk çağrımızı yaparken, “Açık Radyo Dinleyicisini Arıyor!” sloganı ile çıkmıştık yola. Radyo, daha ilk yıldan tezi yok, dinleyicisini buldu! Aradan geçen bunca yıldan sonra artık iyice olgunlaşmış, sağlam bir ilişkiye kavuşmuş olduğumuz apaçık ortada. Bu sene program desteğinizi yaparken, arkadaşlarımız size başvurduğunda her zamanki desteğinizin bir kat fazlasını yapmanız halinde radyomuzun başını bir çatının altına sokması pekâlâ mümkün olacak gibi görünüyor. Yani, sekiz yılın ardından “Dinleyicisi Açık Radyo’yu ev’lendiriyor…” şeklinde süper bir sloganımız olabilir. Bilebildiğimiz kadarıyla, dinleyicisinin desteği ile “radyo evi”ne sahip olabilmiş başka radyo örneği pek fazla değil dünyada.
Sevgili Dostumuz,
Açık Radyo’nun bu şekliyle varlığının sizin için ne kadar önemli olduğunu bildiğiniz besbelli. İspata muhtaç bir yanı yok bunun. Ne var ki, desteğinizi sürdürmeniz –ve hatta sizi zorlamayacaksa– artırmanız son derece önemli. Belki bundan da önemli olansa, bizim gibi, sizin gibi bireylerin sayısının artması. Açık Radyo’nun gerçek anlamda topluluğa mal olması için destekçi kitle tabanının artması canalıcı önem taşıyor. Bu nedenle, çevrenizde destek verebilecek başka bireylere, buralarda pek eşine rastlanmadık bu umut verici topluluk girişiminin parçası olmak isteyenlere de lûtfen çağrımızı duyurun. Bize katılın.
Sevgiler, saygılar, selamlar
Açık Radyo ekibi adına
Ömer Madra”

NetSquared Istanbul Ocak konugumuz Basarili Gencler Platformu.Basarili genc ne mi demek? Hayallerinin pesinden giden, mutluluk anini hisseden, bunun cok degerli oldugunu bilen, potansiyelini kesfeden ve sonuna kadar kullanan, hayatin hakkini veren gencler bize gore! Basarili gencler platformu da bu kisilerin hikayelerini paylasarak gercek basari orneklerini gostererek bize ilham veriyor!

Bu perşembe günü ilham almak isteyenleri Kumbara kafeye bekliyoruz 🙂

Ne Zaman: 27 Ocak Perşembe, 19.00-22.00

Nerede: Kumbara Kafe: Kucukparmakkapi sok.(Istiklal de MC Donalds`ın arası) No: 9/2 Beyoglu Istanbul. Telefon: 0212 2920951

Başarılı Gençler Platformu FB sayfası şurada

NetSquared FB sayfası burada

Türkiye’de sosyal girişimcilik alanında, farklı noktalarda birçok gelişmeler yaşanmakta. Bu gelişmeler farklı alanlara hizmet etmekte ve hepsi de Türkiye’de eksikliğini yaşadığımız ekosistemin oluşması için umut vermekteler. Özyeğin Üniversitesi sosyal girişimcilik dersi, Kadir Has Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezinin daha önce düzenlediği Freer Spreckley’nin katılımı ile gerçekleşen sosyal şirket hakkında olan sertifika programı, Kocaeli Üniversitesinde başlaması planlanan “Kurumsal ve Teorik Olarak Sosyal Girişimcilik” doktora programı, Young Guru Academy’deki sosyal girişimcilik dersleri, SOGLA, Bilgi Üniversitesi Sosyal Girişimcilik Ödülleri, INSEAD ve Sabancı Üniversitesinin düzenlemiş olduğu Uluslararası Sosyal Girişimcilik konferansı, sosyal değişim ve sosyal değişim ile ilgilenen kişilerin bir araya geldiği NetSquared aktiviteleri, sosyal girişimcilerin hem mekan hem de süreçte yaşadıkları diğer ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile kurulma sürecinde olan Hubİstanbul, Ashoka’nın 2011 yılında yeni stratejiler ve yeni bir ekip ile Türkiye’ye girecek olması…

Türkiye’de bulunduğum son bir yılda, tüm bu gelişmeleri yakından takip ettim. 2010’u bitirmeye hazırlanırken, bu son bir yılda zaman zaman tam ortasında bulunduğum, zaman zaman dışarıdan izlediğim bu sürecin kendime ait bir değerlendirmesini yapmak istedim.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sosyal girişimcilik etrafında çeşitli kavram karmaşaları yaşanmakta.

Öncelikle sosyal girişimler ile özel sektör, devlet, STK, sosyal şirket arasındaki belirsiz alanın getirdiği tanımlamalarda yaşanan zorluklar var. Bir yandan birçok dernek yöneticisi kendisini sosyal girişimci olarak tanımlarken, diğer taraftan sosyal sorumluluk projeleri bile bu şemsiye altında yer edinmeye çalışmakta.

İkinci bir tartışma sosyal girişimcilik ve sosyal kapitalizm arasındaki ince çizgide gerçekleşiyor. “Dünyanın geleceği piyasa bazlı düşünen sosyal girişimcilerin elindedir” tanımlamasında beni rahatsız eden bir şeyler var. Pazar ekonomisinin araçlarının olduğu gibi alınarak, sadece sosyal, ekonomik ve çevresel fayda yaratma vizyonu ile uygulanmasının sosyal girişimcilik olarak tanımlanmasında bana göre uyuşmayan noktalar var.

Bu yaklaşımın yeterince bütünsel bakamamamızın bir sonucu olduğu ve iki kavramı birleştirmeye çalışırsak günümüzde yaşadığımız sorunlara bir çözüm getiremeyeceğimiz kanısındayım. Yaşadığımız sistemde işlemeyen noktaları büyük bir cesaret ve vizyon ile eleştirebilmeli, ve öğrendiklerimizi aynı hataları tekrarlamamak için aksiyona dönüştürebilmeliyiz.

Bu anlamda dünyada olup bitenlere bakmak, dinlemek ve hissetmek çok önemli. Küçük güzeldir kavramı, lokal ekonomiler, armağan kültürü vb. bir çok detay (benim son zamanlarda üzerine sıkça kafa yorduklarımdan) bakmamız gereken noktalardan sadece bir kaçı. Büyük bir paradigma değişimi yaşadığımızın farkında olmalıyız. Belki de demek istediğimi en iyi Einstein açıklıyor: “The significant problems we have cannot be solved by the same type of thinking that created them (Sahip olduğumuz önemli sorunlar, onları yaratan aynı düşünce tarzları ile çözülemezler.)”

Tüm bu anlam karmaşaları ve tartışmalar sosyal girişimcilik kavramının tam olarak ne olduğunun ortaya konamamasından kaynaklanıyor. Türkiye’de konu ile ilgilenen ve öncülüğü yapan kişilere bu konuda büyük sorumluluklar düşmekte. Kavramın Türkiye’ye uygun olarak tanımlamasının yapılması çok önemli. Bu konularda bir think tank düzenlenmesi uzun vadede büyük faydalar getirecektir diye düşünüyorum.

Son olarak tüm bu tartışmaların, kafamızda yer alan soru işaretlerinin olumlu olduğunu ve bir şeylerin değişmeye başladığını haber ettiğini düşünmekteyim. Özellikle Ashoka’nın Türkiye’de tekrar faaliyete başlaması ile Anadolu’daki sosyal girişimcilere ulaşma ve sosyal girişimcilerin esas ihtiyaçlarının keşfedilmesi noktasında umarım birçok yol kat edebiliriz.

Yeni yıl geliyor tekrar. Zamanımızı nasıl geçirmek istediğimize dair düşünmek için en iyi zamanlar yaklaşıyor. Evet, yeni yıl planları yapmaktan bahsediyorum. Gözünüz korkmasın, bunlar korkunç zor şeyler değil. Ne yapmak istiyorsunuz bu yıl? Kendiniz, sosyal hayatınız, sağlığınız, kariyeriniz vs. ile ilgili olabilir. Bence düşünüp, kağıda dökmek ve yıl içinde arada bir dönüp bakmak ve de bu isteklerinizi gerçekleştirmek için aksiyona geçmek inanılmaz zevkli ve tatmin edici bir oyun 🙂

Zumbara benim için böyle bir süreçte başladı ve macerası hala devam ediyor. Açık radyoda bu süreçten, sosyal inovasyondan, sadece ekonomik değer yaratmaktan ve daha bir dolu şeyden konuştuk. Buradan dinleyebilirsiniz.

Sevgili Filiz Telek’in sürdürülebilir yaşam blogunda birlikte öğrenmek ve yaratmak için topluluk oluşturma adlı yazısını paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bugünlerde Türkiye’de de dünyada olduğu gibi pek çok heyecan veren gelişme oluyor. Bunlardan en son dikkatimi çeken permakültür ağında kendiliğinden gerçekleşen yeni bir örgütlenme/organize olma örüntüsü oldu. Geçtiğimiz günlerde, Bill Mollison ve Geoff Lawton’in TPAE (Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü) ile ortaklaşa gerçekleştirdikleri sertifikalı permakültür tasarım kursunun ilhamıyla da olacak, yaklaşık iki yıllık geçmişi bulunan bu ağda daha aktif öğrenme ve üretim süreçlerine doğru doğal bir evrimleşme gözlüyoruz bu günlerde. Ağdaki bazı arkadaşlar, farklı konulara duyulan ilgiyi ve enerjiyi odaklayabilmek için çalışma grupları oluşturmayı önerdiler, bakalım bu girişim nasıl gelişecek?

…Bir takım ortak öğrenme hedefleri olan ve belli bir konuda pratik bilgi ve tecrübe edinimini kolaylaştıran bu tür çalışma gruplarına ingilizcedecommunity of practice deniyor. Geçtiğimiz 8 yıldır yurtiçinde ve yurtdışında bu tür gruplarla yaptığım (başarılı, başarısız) çalışmalardan edindiğim tecrübeyle, topluluk oluşturma ve sürdürme konusunda önerilerim…

Yazının devamını bu bağlantıdan okumanızı öneririm.

Ellerine sağlık Filiz 🙂

SOGLA (Sosyal Girişimci Genç Liderler Akademisi) projesinden daha önce bahsetmiştim. SOGLA sosyal girişimciliği gençler arasında yaymayı ve bu alanda Türkiye’nin öncü genç liderlerini yetiştirmeyi amaçlayan bir sosyal girişim projesi.

Bu ayın sosyal girişimcisi olarak bir röportaj gerçekleştirmişlerdi benim ile. SOGLA ekibine çok teşekkürler. Aşağıda röportajın ilk kısmını ve devamı için bağlantıyı paylaşmak istedim.

…Ayşegül Güzel şu sıralar kendi sosyal girişimi Zumbara üzerinde çalışmalarını devam ettiren bir sosyal girişimci. İki yıl kadar önce Barselona’da çalışırken kullanmakta olduğu zaman bankası fikrini Türkiye’ye de getirmek aklına gelir. Zaman bankası fikrine odaklanır ve o yıl bu fikri hayata geçirmeyi kendisine hedef olarak belirler. Zaman bankası fikri Zumbara adıyla artık Türkiye’de. Biz Zumbara’yı merak ettik ve Ayşegül Güzelle bir röportaj gerçekleştirdik. Siz de kendinize “zaman bankası nedir?”, “Zumbara ne demek?” gibi sorular soruyorsanız, işte röportajımız

%d blogcu bunu beğendi: